Blog Detayları
ONLAR HEP TEK MEVSİM KALSIN İSTER

ONLAR HEP TEK MEVSİM KALSIN İSTER

3 Mayıs 2026
24
anne çocuk ağaç

Anne ağaca benzer… Baba!.. Baba ise köklerdir.
Dallardaki meyveler ise çocuklardır.

Ağaç yaş aldıkça kabukları kalınlaşır ve matlaşır; eski parlaklığı kalmaz.
Çocuklar olgunlaştıkça da ağaca ağırlık verir. Dallar artık aşağıya, toprağa doğru eğilir.

Ağacın tüm derdi meyveleridir. Meyveler hiç dökülmesin ister. Çürümesin; hep ışıl ışıl ve diri olsun ister. Dallarına tutunsun ister. Dallarını bırakıp yere düşmesin diler.

Ağacın kökü kuruyunca, yani baba terki diyar edince, anneye, yani ağacın gövdesine su erişmez artık. Ağaç nemini kaybetmiştir. Nemini kaybetmiş ama benliği hâlâ diridir. Çünkü dallarına tutunan meyveleri, çocukları vardır.

Kökünü kaybeden ağaç, eşini toprağa gömen anne, artık tüm enerjisini meyvelerine, çocuklarına rapt etmiştir.

Zamanla meyveler de kızarır, tatlılaşır, olgunlaşır. Artık onların da hasat zamanı gelir. Dallarını terk edip özgür kalmak isterler. Onlar da başka ağaçlara çekirdek olup fidan olmak isterler.

Yaşlanmış ağaç için, anne için, onlar hâlâ meyveleri, çocuklarıdır.
Onlardan bir türlü ayrılmak istemez. Onlar hep tek mevsim kalsın ister. Hem ona arkadaşlık hem yarenlik etsin ister… yani eş ister.

Yağmurda birlikte ıslansın, rüzgârda birlikte sallansın ister.
Lâkin çocukların da o yağmurlarla ıslandığını, rüzgârların onları nasıl savurup yaraladığını, ne fırtınalara maruz kaldığını düşünemez herhâlde ki, onlardan hep aynı performansı bekler.

Anne olmanın otoritesi, rahim olmaklığına galebe etmiştir sanki. Kendisi farkında değildir; çocuğunun onu kırmamak için verdiği dayanma gücü içini öyle bir kemiriyordur ki… İçteki bu bozuluşu göstermiyordur belki, fakat kendini posa hissedecek kadar zayıflamıştır.

Ağacın bu hep birlikte olma hırsı, meyvelerin bozulmasına, hatta çürümesine neden olabilir. Meyvelerin sapları da incinir, incelir, inleyebilir. Meyveler de hasta olabilir; çocuklar da yaş alır, kuvvet kaybedebilir.

Fakat ağaç, yani anne, onları, meyvelerini hep ısrarla çocuk olarak görmekte ısrarlıdır.

Bu iki zıt ısrar birlikte olmayı zorlaştırır. Birlikte aynı gövdede kalmak, çocukların yeni baharlara yelken açmasını engelleyebilir.

Meyvenin çekirdekten fidana, fidandan ağaca olmasına, kısaca üretken olmasına olan inancını kaybedebilir.

Ağaç ise… evet, o artık çok yaşlanmıştır. Kabukları kalınlaşmıştır. Acınacak, aciz duruma düşmüştür. Çocuklar çok merhametli olsa ne çıkar… Olgunlaşmış meyve tekrar ağacın dalına nasıl tutunsun? O da oluş ve bozuluştan mamul bir arzın tüm etkenlerine maruz değil midir?

Annelik otoritesi ile merhamet iyi bir mezc değildir belki de bazen…

Şimdi ben de anne olmaklığımı sorguluyor; eğer bu analizlerim isabetli ise, ben de evladımla ileriki yaşlarımızda daha kontrollü ve konforlu bir iletişimde olmak için bunları kullanırım inşallah diyorum.

Ahhh… ahhh… Bilmiyorum ki, ağaca mı acımalı yoksa meyvesine mi?
Anneye mi ağlamalı, evlâdına mı?

Ben iki tarafa da üzülüyorum. Yani hem anneme hem kendime… Lakin bunu ona izah etmenin dallarını daha çabuk kıracağını düşünüp ona söylemiyorum. Hep içimden ağlıyorum, içimden.

Kalbimin ağıtlarını yazsam, kâğıt dahi buruşur. Ağıtlarımı gökyüzüne söylüyorum; yerdeki minik çimenlere dinletiyorum… kaldırım taşlarının arasından o sert taşı aralayıp bana gülümseyen minicik kaldırım çiçeklerine…

Sonra da dönüp şu her şeyin ârızî olduğu arza, dünyaya sesleniyorum…

“Hey gidi gidi koca dünya
Gam yükü müsün?
Söyle fani dünya söyle
Dert küpü müsün?

Dünya döner değirmendir
İnsan içinde çavdardır
Bugün gelen yarın gider
Dolup boşalan bir handır.”

_nerمindeمir

Sepet (0 items)
0
    0
    Sepet
    Sepetiniz boşMağazaya Dön